













written by admin \\ tags: gülümseme ifadeleri, ifade indir, MSN, msn messenger, msn Smiley, surat ifadesi, Yeni 3D Msn Messenger İfadeleri, yeni ifadeler














written by admin \\ tags: gülümseme ifadeleri, ifade indir, MSN, msn messenger, msn Smiley, surat ifadesi, Yeni 3D Msn Messenger İfadeleri, yeni ifadeler
Canan kitabı özeti
Mutlu bir beraberlikleri olan bedia ve Lami’nin arası açılır ve Lami eve uğramaz olur. Bedia bundan dolayı hastalanır ve yataklara düşer.Bedia ve Lami beş sene önce evlenmişler ve Bedia ‘nın ailesiyle beraber yaşamaya başlamışlardır. Evlerinde Bedia’nın babası,Abdullah bey, Gülşen dadı,büyükannesi ve hizmetçileri perver ile birlikte yaşarlar.
Lami artık bu sıkıntılı gördüğü hayattan bıkmış ve gönlünü kaptırdığı Canan ismindeki kadınla yaşamaya başlamıştır. Lami Canan’ın babası gibi gördüğü ve yanında yetiştiği Şakir Beyin yanında yanında çalışır. Şakir bey gün görmüş ve biraz çapkın bir adamdır. Şakir Bey, karısı Reknaz Hanım, kızı Perihan ve damadı Şemsi(aynı zamanda Bedia’nın ağabeyi), oğlu Faik ve Canan’la beraber yaşar.
Bedia hala hasta olmasına rağmen kocasının nasıl olduğunu merak eder ve doğru çalıştıgı yere gider. Lami işte yoktur. Lami’nin patronu Şakir Bey le konuşur. Oradan Şakir beylerin evine gider. Lami’nin burada olduğunu öğrenir ve onu beklemeye başlar.Lami geldikten sonra arlarında kötü konuşmalar geçer ve Bedia evi terkeder.Bedia gerçekleri anlamış ve boşanacaklarını öğrenmiştir.
Bedia eve gittiğinde herşeyi babasına anlatır. Artık evlerinde uzun bir bekleyiş başlamıştır. Şemsi eve gelir ve kötü haberler getirir, boşanacakları kesinleşmiştir. Şemsi kız kardeşiyel konuşurken Cananı kendisinin de sevdiğini itiraf eder. Bedia bir kez daha yıkılmıştır. Şemsi ağır hastadır. Hastalığı yine kendini göstermeye başlamıştır.
Bu arada AbdullahBey damadının yanına gider ve olup bitenleri bir kez de ondan dinler. Şemsi hastalığından dolayı yataklara düşer ve bir gün sabaha karşı ölür. Bedia bundan dolayı da Cananı suçlu tutar. Bu sıralarda Bedia hem kardeşinin hem de kocasının üzüntüsünden dolayı harap bir haldedir. Büyükannesi onun bu haline dayanamaz ve onunla konuşur. Konuşmanın sonunda kendisi için değerli olan uğur musakasını ona verir ve bunun ona uğur getireceğini söyler. Bedia almak istemez ama israrına dayanamaz ve onu boynuna takar.
Canan ve Lami evlenmiş yeni bir eve taşınmışlardır. Lami adeta onun kölesi olmuş her istediğini yapar duruma gelmiştir. Canan hala zengin olma hayallerinden vazgeçmez ve kendisinin saraylara laik olduğunu söyler. Lami’yi de bir kaç tatlı söz ve cilveli hareketlerle uyutur.
Bir Lami işyerinde geldiğinde onu bir kadının beklediğini öğrenir, gelen Mühteşar OrhanBeyin eşidir. Lami ‘ye Canan’la Orhan’ın ilişkisi olduğunu söyler ve Canan’ın yazdığı bir kağıdı ona gösterir. Lami beyninden vurulmuşa dönmüştür ama inanmak istemez. Biraz sündükten sonra ev gitmeye karar verir. Ev geldiğinde kapıyı Eleni adındaki hizmetçileri açar ve onu karşılar. Canan yukarı kattadır. Canan la bugün olanları konuşur ama Canan yine onu kandırmış aklındaki şüpheleri silmiştir.
Lami’nin Selim ve Ali isminde iki arkadaşı vardır. Lami sık sık Selim’e gider ve ona akıl danışır. Selim ilk başlarda Canan’la evlenmesini de istemez çünkü onun kötü bir kadın olduğunu bilir. Yine her zaman ki gibi Selim’e gider ve ona bu konu hakkındaki görüşlerini sorar. Selim kaçamak cevaplarla onu geçiştirir. Lami ve Canan sık sık dostalarınında katıldığı eğlenceler düzenlerler. Son eğlencede Canan, Lami ile göze göre göre dalga geçmiş ve yanına Orhan Beyi alarak bir süre kalabalıktan uzaklaşmıştır.
Bu yakınlaşmalar herkesin dikkatini çeker. Lami içten içe kahrolsa da belli etmemeye çalışır. Lami Orhan beyin karısından, Orhan Beyin her şeyi öğrendiğini ve ayrılacaklarını öğrenir. Lami’nin şüpheleri yine artmıştır, hizmetçiden bilgi alabileceğini sanarak ona para verir ama hiç bir bilgi alamaz.
Lami kafasında planladığı şeyleri bir türlü hayata geçiremez. Canan hakkında dedikodular çıkamaya başlar. Bu sırada Canan’ın annesi olduğu sonradan öğrenilen birisi çıkar gelir ve onlarla beraber kalmaya başlar. Canan ondan nefret eder ve her zaman ona kötü sözler söyleyerek dışlar.
Her zamanki gibi gece eğlencelerinden birinde değişik konuşmalar geçmeye başlar. Herkes sahip olduğu bir şeyleri satmaya başlamıştır. Lami’nin arkadaşı Ali bunlardan şüphelenir ve Canan ‘a yalnız bulduğu bir odada sorular sormaya başlar ve cevap alamayınca onu kucaklar, bu sırada bunları annesi görür. Odaya döndüklerinde dans etmeye başlarlar. Herkesin neşesi yerindedir.
Bir ara Canan ve Selim ortalıktan kayboldular. Lami bunlardan şüphelendiği için onları takip eder ve onların ilişkilerini öğrenir. Canan ‘ın annesi bozuk Türkçesiyle oğlu gibi sevdiği damadına Canan’la Ali arasında olanları anlatır. Soğukkanlılıkla hareket etmeye söz vererek odaya geri döner. Lami odada biraz kaldıktan sonra Selimle beraber dışarı çıkmak için hareketlenir. Evden biraz uzaklaştıklarında Selim’e hakaret etmeye başlar. Selim her şeyden ona bahseder ve Canan’ın kimlerle ilişkisi olduğunu söyler.
Lami yıkılmış bitkin bir halde ev geri döner. Evdekiler dağılmış ve Canan yatak odasına çıkmıştır. Lami yatak odasına girer girmez Canan’ın üstüne yürür ve onu boğmaya çalışır; ama Canan ondan kurtulur ve uzun tırnaklarıyla onu yaralar. Bu arada Canan’ın annesi ve hizmetçileri kapıyı zorlamaktadırlar.
Lami dayanamaz ve kapıyı açar, Canan’ın annesi içeri girer girmez Canan’ın saçlarından tutarak yatağın demirine vurmaya başlar. Canan kurtulmaya çalışırken yanındaki dolabı üstüne devirir dolapla beraber üzerinde duran lambada düşer ve ortalık karanlık olur. Lami ve hizmetçi yardım bulmak ve polisi çagırmak için dışarı çıkarlar. Onlar hale olayın şokundadırlar. Selim geceden beri eve gitmemiş evin etrafındadır. Lami onuda alarak yatak odasına çıkar ama Canan çoktan ölmüştür.
Canan ‘ın ailesi ve aşıkları gözyaşlarına boğulur, Lami de ise hem hüzün hem sevinç vardır. Lami olanların şokundan kurtulmak ve geceyi geçirmek için yakınlarda oturan teyzesine gider. Lami orada bir kaç gün dinlendikten sonra Selim’e gider ve onunla Bedia hakkında konuşurlar. Lami Bedia’ya ya gitmeye karar verir ama bu cesareti kendinde bulamaz. Bir kaç gün geçtikten sonra Lami Bediaların yalısına gider. Yalıda çok değişiklik vardır eskisi gibi bakımlı bir bahçesi ve boyalı duvarları yoktur. Kapıyı çaldığında onu dadı karşılar.
Dadı ilk önce onu tanıyamaz kendini tanıttıktan sonra dadı beklemesi gerektiğini ve hanıma haber vereceğini söyler. Lami beklemeye başlar. Bu geçen zaman içinde Abdullah Bey hastalanmış ve yatağa düşmüştür. Sonunda Bedia gelir ama ikisi de birbirleriyle konuşmaya cesaret edemez.
Sonunda Lami sessizliği bozar ve her şeyi ona anlatmaya başlar, Lami yaşadığı cehennem hayatını ve hatalarını ona anlatır. Dadı her zaman ki gibi onlara sütlü kahvelerini getirir. Eski günlerdeki gibi yeni bir güne başlanmış ve huzurlu hayat geri dönülmüştür.
Ana Fikir
Aile yaşantısındaki huzursuzluk ve kötü sonuçları. Eş seçiminin önemi.
written by admin
YAzar:Refik Halid Karay
Özet
Postacının pek seyrek uğradığı evlerden Ata Efendinin evine bir mektup gelir. Mektup dayısının oğlu Yaşar’dan gelmiştir. Mektupta Yaşar’ın işi çıktığından dolayı kızını Düzce’den trenle İstanbul’a gönderdiği yazılıdır ve Ata’dan onu gardan alıp ilgilenmesini istemektedir. Zarfta ona yardımcı olması için bir miktar para da vardır. Evdekileri endişe sarar, acaba kız kaç yaşındadır diye düşünmeye başlarlar.
Yaşar üç kere evlenmişti. Eğer kızı ilk karısındansa 18 yaşında bir kız gelecektir ve bu kızı nasıl rahat ettireceklerini düşünmektedirler, çünkü evleri çok büyük değildir. Ayrıca damatlarından da çekinmektedirler. Damatları, devamlı işyerinde kızlarla takılan biraz serseri birisidir. Ama kız son karısından ise 8 yaşında bir kız geleceğini ve onun daha iyi olacağını düşünürler.
Ata Bey gün geldiğinde kızı almaya gara gider. Fakat tanımadığından garın boşalmasını ve en son kalan kişinin de kız olacağını düşünür. Öyle de olur. Garda kimse kalmadığında ona Ata Dayı diye seslenen genç bir kız sesi duyar. Kız 18 yaşında, uzun boylu, ince bir kızdır. Üzerinde siyah bir palto vardır ve başörtülü bir kızdır. Ama Ata onun çok güzel olduğunu düşünmüştür.
Sarı kaşları, bakır rengini andıran gözleri, uzun kirpikleri ve bembeyaz teni vardır. Garda kısa bir konuşmadan sonra vapur yolunu tutarlar. Ata şimdi eve gidince karısı Üftade’ye ne diyeceğini düşünmektedir. Çünkü onlar evde eğer genç biri gelirse geri göndermeyi kararlaştırmışlardır. Fakat Ata Bey onunla çok kısa bir konuşmadan sonra onun duygusal olduğunu anlamış, adını sorarken bile ağlaması onu çok etkilemiştir. Adı Ayşen’dir ama Yaşar ona hep Ayşe dermiş.
Kızı eve götürür. Üftade çok şaşırır. Kızı Feride ve oğlu Çetin de çok şaşırır. Ama herkes güler yüzlülükle karşılar. Kız banyosunu yapar ve yemeğe gelir. Ata gözlerine inanamaz. Çünkü kız çok güzeldir. İyi ki onu trene koyup göndermedim diye sevinir ama bunu belli edemez. Çünkü Üftade hiç memnun değildir.
Yemekte kız hediyelerden ve babasının ona Alımsızoğulları ticarethanesi vasıtasıyla para göndereceğinden bahseder ve Üftade daha memnun olur. Bu onun memnuniyetsizliğini biraz bastırmaya yetmiştir.
Kız gün geçtikçe İstanbul’a alışmakta, babasının verdiği paralarla iyice süslüleşmiştir. Hayranları artmıştır. Ata’nın sevgisi gittikçe artmaktadır. Birgün plaja giderler. Ata onların denize girme taraftarı değildir. Çünkü damadı Ayşen’i çıplak görecektir. Bundan hoşnut değildir. Fakat mayolarını giyerler ve denize girerler. Ata Üftade ile gazinoda oturur, onları beklerler.
Bu sırada Ata’nın çalıştığı ambarın patronunun oğlu Rüştü onların masasına gelir. Maksadı bellidir. Ayşen’i Ata’nın yanında görmüştür ve tanışmak istemektedir. Biraz konuşurlar, Rüştü kardeşi Serin’i alıp geleceğini söyler. O gittiğinde Ayşen, kızı, damadı masalarına gelirler. Az sonra Rüştü de kız kardeşiyle gelir. Rüştü çok ağır başlı davranmaktadır. Amacı Ayşen’i etkilemektir. Akşam olduğunda onları arabasıyla evlerine götürür.
Sonraki günlerde Rüştü Ata’ya iyice yakınlaşır. Taksim’de, Beyoğlu’nda, Park Otel’de eğlencelere Ata’yı ve ambarda çalışan İsmail Bey, karısı, baldızı, kızı ile eğlenmeye götürür. Ata, baldız Berin’den çok hoşlanır ve durumdan memnundur. Bir gün İsmail, Ata’yı ve ailesini evine davet eder. Ayşen burada Berin’le çok iyi anlaşır. Moda konusunda ondan destek alır. Onun önerdiği terzilere,kuaförlere gider. Ayşen gittikçe değişmeye başlar.
Daha altı yedi ay önce Düzce’den gelen kız büyük yol katetmiştir. Aylar böyle geçer Ayşen’e hayran birçok kişi çıkar. Adı Taksim’de Sarı Kıza çıkar. Onu herkes tanır. Evlenmek isteyen de çoktur. Başta Rüştü , sonra bir elçi Faruk Senayi Bey , Amerikalı bir subay Mister Tomas.
Yaşar bir zaman sonra İstanbul’a uğramış , Ayşen’e bir ev tutmuştur. Ata ve karısı ona dadılık gibi birşey yapmaktadır. Ata’nın damadı Yaşar’ın sayesinde tüccarlığa başlamış ve bir ev almıştır , oraya taşınmıştır. Ata Yaşar’ın kaçakçılıkla uğraştığını öğrenmiştir ve Yaşar devamlı yurt dışına gidip , arada sırada uğramaktadır.
Ata Ayşen’in ayrılmamaktadır. Her yere beraber gidemektedirler. Ayşen’in talipleri Ata’ya çok yakınlık göstermektedirler, çünkü Ata Ayşen’e babasından daha yakındır. Elçi ona bir apartman vereceğini söyler, Tomas onu dünyanın her yerine götüreceğini söyler , Rüştü’nün ise büyük bir mirası alacağı kesindir. Fakat Ayşen’in hiçbirinde gözü yoktur. O süsü ve hava atmayı çok sevmektedir. Bu yüzden üçünü de hep oyalamaktadır. Onlara oyunlar yapmaktadır. Ümitlendirip yüzüstü bırakmaktadır. Ama üçü de pes etmeden peşindedirler.
Birgün Ata ve Ayşen Dolmabahçe Sarayı’nda bir baloya giderler. Balodan çıkarken çıkan karmaşada , Ata paltosunu kaybeder ve başka birinin paltosunu alır. Gazeteye ilan verirler ve sahibi gelir. Sahibi Mısır’da genç bir paşadır. Adı Rüveyha Said’dir. Ayşen’i o da görür ve çarpılır. Artık bir niyetli daha vardır.
Ayşen ilerleyen günlerde Said’e iyice yaklaşır. Onunla evlenmeyi kafasına koyar. Pasoportunu gizlice çıkrtır. Mısır’a gitmeyi planlar. Dayısının bundan haberi olur. Onunla konuşur ve ondan ayrılacağı için çok üzülür. Ama bu olayın Rüştü tarafından duyulmasıyla işler karışır. Rüştü Mısır’a sadece paşanın gideceğini bildiğinden , ona oyun oynandığını düşünür. Ata’ya çok kötü bir dille konuşur ve onu tehdit eder.
Bunun üzerine Ata onunla hiç konuşmayarak işinden ayrılır ve Ayşen’i Mısır’a kendi elleriyle gönderir. Ayşen orada evlenir ve hayatını sosyete içinde geçirir. Dayısıyla arada sırada mektuplaşır. Aradan 17 ay geçtiğinde Rüştü Ata’nın yanına gelir. Ondan mazi için özür diler ve onunla görüşmek istediğini söyler. Ona Ayşen’le mektuplaştığını ve onun paşadan ayırılp İstanbul’a gelmek istediğini yazdığını söyler.
Ata buna çok sevinir. Hazırlıklara başlarlar. Eski odasını hazırlarlar. Fakat bir dönem Ayşen’den haber alamazlar ve endişelenirler. Paşanın durumu farketmesinden korkarlar. Birgün Mısır’dan bir elçinin geldiğini öğrenirler. Ata tek başına Ayşen’i sormaya gider ve Ayşen’in Mısır’da zevk verici ilaçlardan morfine başladığını öğrenirler.
Elçi bunun insana geçmişini hatırlattığını , geçmişe özlem duymaya başlattığını söyler. Bunu duyan Ata resmen yıkılır. Bütün hazırlıklar boşunadır. Hiç kimseye gözükmeden hüzün içinde dosdoğru adımlarla yürür. Bunlar basit ömrünün son adımları olmuştur.
Ana Fikir
Çok fazla para belli bir süre mutluluk getirir fakat her zaman sonu mutlulukla bitmez.
Şahıslar ve Olaylar
Kitapta olaylar en küçük ayrıntısına kadar anlatılmıştır. Çok sürükleyici bir anlatım tarzı vardır. Olaylarda bir abartı yoktur, hepsi mümkün olabilecek olaylardır.
ATA BEY: 52 yaşında, hala dinç olan, ailesiyle mutlu bir şekilde oturan, hayattan pek zevk almayan bir insadır. Bir ambarda sayım memurudur.
ÜFTADE: Ata’nın karısıdır. Para düşkünü bir kadındır. Biraz da cahildir.
AYŞEN: Ata’nın dayısının oğlunun kızıdır. Sarı saçlı, ince yapılı, sarı kaşlı, uzun kirpikli, tavşan gözü gibi kırmızıyı andıran gözleri olan çok güzel bir kızdır. Süse ve hava atmaya çok düşkündür.
FERİDE: Ata’nın kızıdır. Dolgun vücutlu, siyah saçlı, uzun boylu, güzel bir kızdır.
ATIF: Feride’nin kocasıdır. Eğlence ve kadın düşkünüdür.
RÜŞTÜ: Çok zengin bir işadamının oğludur. Atletik vücutlu, kızlara düşkün ve eğlence dünyasında tanınmış bir gençtir.
RÜVEYHA PAŞA: Çok zengin Mısırlı bir paşanın oğludur. Nil Nehri boyunca uzanan toprakların tek sahibidir. Mısır’da sözü geçen biridir. Ayşen’in kocasıdır.
written by admin
Yazar:Halide Edip Adıvar
Özet
Osman Kaptan ve Lalezar Hanım’ın tek kızı olan Tatarcık lakaplı La-le, ailesiyle beraber Boğaz’ın Karadeniz’e bakan yamacındaki Poyraz köyünde yaşamlarını sürdürmektedir. Toplum tarafından pek sevilme-yen baba, Tatarcık on üç yaşında iken vefat eder.
Babasız kalan Ta-tarcık, insanlardan uzaklaşıp içine kapanır. Köyde dışlanan Tatarcık, buna tepki olarak okuyup İngilizce öğretmeni olur. Maddî durumu dü-zelince bulunduğu toplumda farklı bir yaşantı sürecine girer. Aslında liseyi bitirdikten sonra aldığı bisikletle toplum nezdinde yadırganma-ya başlamıştır. Eskiden konaklara ve yalılara sahip olan bazı İstan-bullular, Cumhuriyet devrindeki sosyal değişmelere ayak uydurama-dıkları için, eski konaklarını ve yalılarını satarak gözden uzak olan bu sahil köyüne yerleşirler.
Köye sonradan yerleşen bu gruba İngilizce ders veren Tatarcık, bisikletiyle geçtiği yolu kapatan Kör İsmail’le tartışır. Tatarcık, kendisine takılmak isteyen Kübik Palas’ın sahibi Sungur Baltayı da köylülerin gözü önünde paylar. Köylüler, genç kız-lar ve ev hanımları tarafından eş olmaya uygun görülmeyen Tatarcık, çeşitli kıskançlıklara ve engellere rağmen, duygularında samimi olan Recep’le nişanlanır.
Şahıslar ve Olaylar
Tatarcık’da olaylar, Boğaz’ın Karadeniz yakınlarındaki Poyraz Köyü’nde geçmektedir. Romanın aslî tipi, asıl adı Lâle olan Tatarcık’tır. Eserde imparatorluk Türkiye’sinden Cumhuriyet devrine geçişte, eski-yeni çatışmasında bilginin önemine inanan Lâle’nin şahsında yeninin zaferi üzerinde durulur.
Romanda iki mekân vardır. Biri genelde halkın yaşadığı Poyraz Köyü, diğeri de Feridun Paşa Korusu’dur.
Yazar Hakkında Bilgi
ADIVAR, Halide Edip (1884-1964)
Roman yazari, İstanbul’da dogdu. Reji Naziri Mehmed Edip Bey’in kizidir. Uskudar Amerikan Kiz Koleji’ni bitirdi. Özel olarak Arapca, Kur’an-i Kerim, Türk musikisi, Salih Zeki’den matematik, Riza Tevfik Bolukbasi’dan felsefe ve edebiyat dersleri alarak özel ögrenim gördru. 1901′de hocasi Salih Zeki ile evlendi. 31 mrat olayi uzerine Misir’a kacti. Oradan İngiltere’ye gecti. Egitimle ilgili yazilari begenildigi icin 1909′da Darü’l-Muallimat (Ögretmen Okulu) pedegoji ögretmenligine getirildi.
1917′de ikinci evliligini Dr. Adnan Adivar ile yapti. İstanbul Universitesi Edebiyat Fakulsi’nde Bati edebiyati derseleri verdi. Yunanlilar’in İzmir’i isgal etmesini protesto icin yapilan meshur Sultanahmet Mitingi’nde heyecanli bir konusma yapti. İstanbul’un isgal edilmesi uzerine kocasi ile Anadolu’ya kacarak milli Mucadale’ye katildi. Sakarya Muharebesi’ni izleyen gunlerde, savasa fiilen katilip hastabakicilik yapti. Kendisine “onbasi” ve “cavusluk” rutbeleri verildi. Milli Mücadele’den sonra esiyle birlikte Avrupa’ya gitti (1924-1939). 1939′da Edebiyat Fakultesi İngilizce profesorlugune tayin edildi. İstanbul’da oldu.
Halide Edip Türk kadinin is, dusunce ve edebiyat alanalinda basarili olan bir ornegidir. Kadin haklarının atesli bir savunucusu olarak yillarca mucadele vermistir. Gördugu egitim sebebiyle Dogu-Bati sentezini en basarili sekilde yapabilen yazarlarimizdandir. Yazi hayatina gazete ve dergilerde yayinlattigi makale, sohbet ve denemelle baslamis, bu eserlerinde kizlarin egitimiyle psikolojisi uzerinde durmus, ask konusunu ön plana almistir.
İlk romanlarında ask konusu agir basar. Kurtulus Savasi onun dusunce dunyasini degistirmis, ideolojik romanlar yazmasini saglamistir. Bazi romanlari Türk gelenek ve görenekleri uzerine kurulmus sosyal hayatimizi cok canli cizgilerle yansitan töre romanlaridir. Bu turden olan Sinekli Bakkal, CHP Roman Yarismasi’nda birincilik kazanmistir, kisa ve fiilsiz cumleleri, sade bir dili vardir. Bu bakimdan yazari tenkit edenler olmustur.
Bütün eserlerinde kadin kahramanlarin daha kuvvetli ve canli anlatildigi, tanitildigi görulur. Halide Edip, sahis yaratmada cok basarilidir. cumhuriyet döneminin en cok okunan eserlerini yazmistir. Kitaplarinin bir kismi da bati dillerine cevrilmistir.
Romanları: 1- Heyula (1909-1974), 2- Raik’in Annesi (1909,1924), 3- Seviyye Talib (1910), 4- Handan (1912), 5- Yeni Turan (1912), 6- Son Eseri (1913, 1909, 1939), 7- Mev’ut Hüküm (1917, 1919), 8- Atesten Gomlek (1922, 1923), 9- Kalp Agrisi (1924), 10- Vurun Kahpeye (1923, 1926), 11- Zeyno’nun Oglu (1927,1928), 12 Sinekli Bakkal (1935, 1936), 13- Yolpalas Cinayeti (1936), 14- Tatarcik (1938, 1939), 15 Sonsuz Panayir (1946), 16- Döner Ayna (1953), 17- Akile Hanim Sokagi (1958, 1975), 18- Kerim Usta’nin Oglu (1958, 1974), 19- Sevda Sokagi Komedyasi (1959, 1971), 20- Caresaz ((1961, 1972), 21- Hayat Parcalari (1963)
Hikayeleri: 1- Harap Mabedler (19119, 2- Daga Cikan Kurt (1922), 3- Kubbede Kalan Hos Sada (1974), 4- İzmir’den Bursa’ya ( (icindeki uc hikaye yazara aittir, 1963, 1970)
Hatiralari: 1-Mor Salkimli Ev (1951, 1955; İngilizce nesri “Memoirs” 1926), 2- Türk’un Atesle İmtihani(Milli Mucadele Hatiralari, Hayat mecmuasinda 1962; ingilizce nesri “The Turkish ordeal”, 1928)
Tiyatro Eserleri: 1- Kenan Cobanları (1918), 2- Maske ve Ruh (1937)
Diger Eserleri: 1- İngiliz Edebiyati Tarihi ( 3 Cilt, 1940-49), 2- Turkiye’de Sark-Garp ve Amerikan Tesirleri (1954, 1955: İngilizce Urduca’ya cevrildi)
written by admin \\ tags: , kitap özeti, Kitap Özetleri, Tatarcık, Tatarcık kitabı, Tatarcık kitabı özeti, Tatarcık kitap özeti, Tatarcık kitap özeti indir, Tatarcık kitap özeti yükle
KİTABIN YAZARI: Vedat GÜNYOL
Kİtabın özeti.
Yazarımız Vedat GÜNYOL ortaya çıkardığı bu eserinde ,çeşitli konulardaki duygu ve düşüncelerini kaleme almış bununla birlikte etkilendiği şairlerden, yazarlardan,filozoflardan,düşünce adamlarından hatta politikacılardan örnekler sunarak konulara geniş perspektif sağlamıştır.Yaşamı boyunca edindiği bir takım tecrübeleri ve gözlemleri okuyucuya saf ve duru bir Türkçeyle aktarmaya çalışmıştır.Kitabında oldukça değişik konulara farklı başlıklar altında değinmiş daha çok ana temayı vermiş ve konuyu derinleştirmemiştir.Düşüncelerini bir tezden ziyade bir sohbet havasında anlatmış ve doğruluğunu ıspatlamaya çalışmamıştır.Bir deneme yazısının tüm özelliklerini bu eserde görmek mümkün olmaktadır.Yazarın değişik konu başlıklarından bir kısmının özeti ve ana teması aşağıda çıkartılmıştır.
GÜNLERİN İÇİNDEN
ÇAĞDAŞLIK
Her çağın kendine özgü bir düzeyi, bir takım özellikleri,bir uygarlık biçimi ve bir düşünce şekli vardır.Bu ayrımlar o çağın özelliklerini taşır.Çağdaş ortam nedir ?İnsan haklarına dayalı toplum düzeyi,yasa eşitliği,bağnazlık karşıtı bir düşünceşekli,hoşgörüye dayalı tutum,ırk,renk ayrımı yapmamak ,kadın erkek eşitliği ve düşünce özgürlüğü…Ve en önemlisi var olan bu düşünceleri hayata geçirmek idame ettirmek…
BAĞNAZLIK KOL GEZİYOR
“Hiçbir şey,harekete geçen cahillik kadar korkunç değildir “diyen Goethe sanki bugün içimizde yaşayan canavarı görmüş ve bizi tarihin derinliklerinden ikaz ederek karanlığa karşı yüreğimizi,aklımızı,eylem gücümüzü harekete geçirip var gücümüzle savaşmamız gerektiğini söylemiştir.Bağnazlıkla savaş özellikle batı toplumlarında boy göstermiş,öncü bayrağını Fransa’da Voltaire’ler,Diderot’lar taşımıştır.Sonra tüm dünya ülkelerini etki altına almaya başlamıştır.Bununla birlikte cahillik ülkemizde kol gezmektedir.Bunu aşmak ancak eğitimin düzenli ve sürekli olmasıyla sağlanabilir.Kendini bilen yurttaşlarla sorunlar aşılabilir ve çağdaş seviye yakalanabilir.
CESARET DEDİĞİMİZ
Düşünmek,düşünebilmek,bir cesaret,bir gözüpeklilik işidir.Geleneklere göreneklere körü körüne köle olmadan,önyargılara sırt çevirmek kolay değil, olmadığını da görüyoruz. Toplumumuzda,neredeyse insanların yüzde ellisinin kör inançlarla yetişmiş, yetiştirilmiş ve yetiştirilmekte olduğunu görüyoruz.
Abdullah CEVDET’e göre uyutulmuş toplumlarda,insanlar düşünmeye başlarsa, birçok çıkar odakları sarsılır.Onun için düşünmeyi yasaklamak gerekir parababalarının rahatı kaçmasın diye…
DİL BİLİNCİ
Bir yazar şöyle diyor:”Bir yabancı dil bilmeyen kimse kendi dilini bilmez,güzelliğinin farkına varmaz.”İnsan kendi dilini iyi bilmeden,başka dili özümsemeyeceğine inandım.Fransızcanın incelikleri Türkçenin inceliklerini öğrenmeme yardımcı oldu.Türkçenin değerini Fransız yazarların yapıtlarından öğrendim.Yunus Emre sanıyorum bu saf,duru Türkçesini Arapça ve Farsçayı iyi bilmesinden Türkçeyi bu diller karşısında baştacı etmesine borçludur.
DÜŞÜNCEYE SAYGI MI KAYGI MI
Düşünce deyince neyi anlıyoruz?Düşünce öyle gökten inen bir şey değildir.Kafa yormayı gerektiren,sorgulaya sorgulaya varılan bir sonuç,bir mutluluk durağıdır. Düşünceye saygı gerekir ama hangi düşünceye? Düşünce adı verilen basmakalıp ezberlikçi düşüncelere mi ,yoksa düşüne düşüne varılan gerçeklere mi? Kişisel çabalarla varılan gerçekçi, yenilikçi düşünce sanırım en sağlıklı yol olsa gerek.
SARKAÇ
İnsan özünde,doğasında,iyi ile kötü arasında bir sarkaç durumundadır.İyiyede yönelir kötüye de.İnsanı insan yapan en önemli değerlerin başında erdem gelir.Erdem ki, iyi ile kötü, güzel ile çirkin çatışmasından ,iyiden güzelden elde edilen kazançtır.
Erdemli insan,önce kendini türlü tutkulardan,kıskançlıklardan arındıran, insanlar arasında dostça, kardeşçe yaşama, saygıya sevgiye dayalı bir yaşama ortamında yetişen,kendini yetiştiren insandır.Erdem, bir istem, bir istenç işidir. Emerson’un dediği gibi “Erdemin tek armağanı yine erdemdir.Erdemin en büyüğü ise, sözünü tutmak,sözünün eri olmaktır.”
GENÇLİK
Gençlik,gelgeç bir dünya’da,gelgeç bir çağın,fizyolojik bir filizlenip yeşermenin adıdır.Gençlik,kaşla göz arasında uçup gider farkına varılmadan.Gençlik ki bir Fransız atasözünün dediği gibi “Şarapsız sarhoşluktur”.Bununla birlikte eğitimsiz gençlik kırıcı ve yıkıcıdır .”Barbar uluslar güçlerini gençlerden almaktadır.”diyen V.HUGO bunu açıkca ortaya koymuştur. Buna dayanarak bir gençlik toplumu olan milletimiz gençlerine gerekli ilgiyi göstermeli ,onlara güvenli bir gelecek ,çalışma ortamı sağlamak için her türlü fedakarlığı göstermelidir.Mutlu bir Türkiye ancak sağlam gençlik temelleri üzerine atılan bir yapıyla sağlanabilir.Gençlerimizi fikirsel,bedensel anlamda kullanmalı bu avantajımızı lehimize çevirmeliyiz.Kendi silahımızla kendimizi vuracak olursak hem ülkemiz hem de milletimiz çok zaman kaybeder ve üzülürüz.
GELİŞİ GÜZEL
İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar.İyi güzel de insanlar konuşarak da anlaşılmaz olurlar.Konuşmak güzel bir araçtır insanlar için.Tabiki kullanmasını bilene…Bu yüzden çoğu zaman anlaşmazlık aracı oluyor.Ağızdan çıkan söz alçak seste, yüksek seste olabiliyor.konuşmak bir sanattır insan için ,bir nimettir.Konuşma bir insanın kültür düzeyini anında açığa vuran belli eden bir olgudur.Konuşmak ne kadar gerekliyse bazı zamanlarda susmak o denli önemli oluyor.Her iki durumu da çok iyi kavramak gerekir.
KILIK KIYAFET
Her insan,kılık kıyafetiyle bir dış kişilik görüntüsü sunar çevresine içi boş ta olsa.Bir Fransız atasözü”Elbise kimseyi insan yapmaz”der.Her gün ayrı bir kılıkla görünmek ,görgüsüz çevrelerde insana etkin bir kişilik tafrası sağlar belkide,ama görgülü çevrelerde güldüren,dudak kıvırtan bir hal alır.Bunu derken bir insanın tabiki bir elbiseyi iki üç hafta giymesini kimse savunamaz ama bunun yanında aynı elbiseyi üç gün giydi diye kimsede insanlığından bir şey kaybetmez.Toplum bunu böyle kabullenebilse en azından belli bir kesim ,elbisenin insanı insan yapıyor gösteren esaretindende kurtulunmuş olur kanısındayım.
YAZAR OLMAK
Yazar olmanın en büyük başarısı düşünme yeteneği olan kişileri düşündürmesidir. Yazar,kendisiyle birlikte okurlarını da çeşitli konular üzerinde düşündürür.Her yazı bir düşünce birikimidir.Günün konuları üzerinde durmak,onları incelemek,derine inmek, yorumlamak ve anlamını duyurmak.ne yazık ki,yaşamda düşünecek yetenekte olup ta düşünme nedir bilmeyenler çoğunlukta.
YURT SEVGİSİ
Bir yazar diyor ki:”Yurt severliğin tek belgesi,andilini sevmek,onu yanlışsız, titizce kullanmaktır” diye. Bu düşünceye yürekten katılıyorum. İnsanlar arasında ilk ve son iletişim aracı olan dile gösterilen özen, elbette ki, o dilin doğup yeşerdiği toprağa, yani yurda duyulan bağlılığın kanıtıdır.
Evet,insan ,yurdunu tabanlarının altında götüremez başka yerlere .Ama ben , bir kaçma zorunluluğu olsa ,yurdumla birlikte ,yani Türkçemle kaçardımYurdum Türkçe olduğuna göre,dünyanın neresinde olursam olayım,yurdumu yanu türkçemi beraber taşırdım.Yurtseverlik deyince,akla gelen ilk şeyin anadiline saygı ve sevgi olduğuna göre,gelin dilin ,söz ustalığına.
ATATÜRK VE İLETİŞİM
Atatürk’ü,özel bir niteliği,tüm varlığına,kişiliğine damgasını vurmuş bir niteliği ile ele alırsak;bu nitelik “Mustafa Kemal”döneminde,belkide gençlik günlerinde belirip, zamanla olgunlaşa olgunlaşa,onun benliğinin vazgeçilmez bir parçası olmuştur.Bu nitelik ,iletişim kurma,her alanda ,gerek insanlar arasında,gerek siyasal kurumlar arasında iletişim kurma becerisidir.
Atatürk daha Kurtuluş Savaşı’nın eşiğinde,yurdun çeşitli ırk,inanç,gelenek görenek odaklarını gezip,Kurtuluş Savaşı’na ortak bir payanda sağlama yolunda büyük çaplı bir iletişim kurmaya çalışmıştır.Anadolu’da hacıyla hacı,hocayla hoca tutumuyla padişahlığa ve emperyalizme karşı savaşımda,kimlerin bu konuda destek olabileceklerini düşünmüş ve bu yolda kendine avantaj sağlamıştır.Bütün bu çabalar dile dayanan bir iletişim girişimiyle beslenmiş ve bu yoldan başarıya ulaşmıştır.Bu bakımdan Atatürk dile büyük önem vermiştir.
Türkiye’ye Arap Acem karması,halka yabancı uydurma bir dil yerine,Anadolu’da Yunus Emre’lerin,Pir Sultan Abdal’ların yaşattığı,halkla özdeşleşmiş arı duru Türkçeye sarılmada Atatürk öncülük etmiş ve bu yoldan iktidarla halk arasında sağlam bir iletişim kurmuştur.
Dil, bir ulusun kalbi, ruhu olur diyen Atatürk, onun sadeleşmesi yanında, kolayca yazılıp okunmasına da önem vermişve bu yolda latin harflerinin ben Kolayca yazılıp okunan Latin harflerinin kabulü, Türk insanının gerek birbiriyle, gerek yöneticileriyle yakın iletişim kurmasını sağlamış, kulluktan kurtulup yurttaşlığa kavuşmasını sağlamıştır.
written by admin \\ tags: Günlerin İçinden kitap özeti, kitap özeti, Kitap Özetleri
Özet:
Kitap,18 yy.’da yahudi bir ailenin başından geçenleri anlatıyor. Önce Almanya’ da yaşayan aile, o dönemlerde başlamış olan yahudi düşmanlığından etkilenmişlerdir. Ayaklanmacılar gösteri yaparak her tarafı dağıtmış ve taşla annenin başına vurmuşlardır.O sırada anne hamiledir. Anne ölür ve küçük kız Miriam doğar. O sıralarda ailenin en büyük oğlu David altı yaşındadır ve bütün olanlar belleğine kazınır. Bu olaylar yüzünden Baba Ferdinand ABD’ye göç eder. Çocukları büyükbabalarına bırakır.Ferdinand’ ın ABD’ de işleri düzgün gider ve çok zengin olur. Tekrar çocuklarını almak için Almanya’ ya geri döner. Çocuklarını alır ve ABD’ ye dönmek üzere gemi yolculuğuna başlarlar. Gemi yolculuğu sırasında David, Gabriel adında bir çocukla tanışır ve iyi dostluk kurarlar.
ABD’ ye geldiklerinde çok lüks bir yaşamın içinde bulurlar kendilerini. Miriam henüz küçüktür ama David onbeş yaşlarındadır. David haksızlıklara tahammülü olmayan ve dedesinin de etkileri ile Yahudiliğin kurallarını hayatına yansıtan bir çocuktur. Oysa babası Ferdinand, ABD’ deki sosyal normlara tamamen adapte olmuş ve Yahudilikten uzaklaşmıştır. Bu yönüyle David’ le süreli çatışmaya başlarlar.
David’ in tahammül edemediği tek şey “kölecilik sistemidir”. Bu sistemi, kendisine tahsis edilen hizmetçiyle sorgulamaya başlar ve reddeder. Kendisi doktor olmayı çok istiyordu. Babasıyla da sürekli tartışıyorlardı. Onun için kuzeye gidip doktorluk eğitimi almak ister ve babası onu gönderir.
Miriam ise şatafatlı bir hayatın içinde büyütülmüştür. O zamanlar kız çocukları sadece iyi bir eş olmak için eğitilirler ve zamanı geldiğinde evlendirilirlerdi. Miriam onaltısında çok zengin olan Eugene Mendes’ le evlendirilir. Miriam hiç sevmediği bu adamla evlenir ve iki çocuğu olur.
Eugene’ nin bir metresi olduğunu öğrenir. Miriam bundan fazlası ile etkilenir ve çok mutsuz geçireceği bir döneme başlar. Gabriel avukat olmuş, dönmüştü. Miriam’ a karşı büyük bir aşk beslemekteydi. Miriam ise çok yakışıklı olan Andrea’ ya gönlünü kaptırmıştır.
David de doktor olup dönmüştü. Amacı buradaki köleleri örgütlemekti. Toplantılar, konuşmalar yapıyordu. Bu sırada savaş patlak vermiş ve David tekrar kuzeye gitmiş, Gabriel ile karşı saflarda yer almışlardı.
Savaş inanılmaz kıtlık getirmişti. Ferdinand iflas etmiş ve Miriam’ ın evinde kalmaya başlamıştı. Eugene, bir sürü askerin evini basması sonucu ölmüştü, ve işler Miriam’ a kalmıştır. Hiç alışık olmadıkları bir hayatı sürmeye başlarlar.
Savaş sonrası David bütün dişlerini kaybetmiş, Gabriel de tek kolunu yitirmişti. Andrea bir gün elinde bir çok değerli hediye ile Miriamların evine gelir. Miriam’ ın, aşık olduğunu sandığı Andrea savaştan faydalanıp çok zengin olmuştur. Miriam hiçbir değeri olmayan birisi olduğunu anlar ve ona onunla olamayacağını anlatır.
Gabriel, ise hala Miriam’ ı sevmektedir. Ancak Miriam daha önceleri ona Andrea’ yı anlatmıştır. Onun için mutsuzdur. Oysa Miriam, Andrea’ yı o halde gördükten sonra, ilkeleri olan, zeki ve çok dürüst bir karaktere sahip Gabriel’ i sevdiğini anlar ve ona evlenme teklifinde bulunur. Gabriel çok şaşırır ve olmayan kolunu problem ederek, Miriam’ı reddeder. Ancak Miriam en sonunda onu ikna edeceğine inanır ve mücadelesine devam eder.
written by admin \\ tags: , Gurur, Gurur ve İhtiras, Gurur ve İhtiras kitabı, Gurur ve İhtiras kitabının özeti, Gurur ve İhtiras kitapı, İhtiras
yaralı dizlerim
koşamam ki
kapalı yollarında akamam ki
unutkan nehrinin
yolumu sormadan
bulamam ki
karlı dağlarında doğamam ki
saklı kentinin
‘çok üzülme çok susma
çok darılma
çok ağlama
çok da kitap okuma’
dedi annem
‘çok terleme çok yorulma
girdaplarında boğulma
yalnızlığına çok da alışma’
güneşim olmadan
göremem ki
ay tutulurken
uyuyamam ki
karanlık olsa da
ben herkesi sevemem ki
sevmeden de
yaşayamam ki
yanlış olsa da
written by admin